Küçükken, kendimi üzgün ya da korkmuş hissettiğimde özellikle de yaz akşamlarında havanın kararmasını sabırsızlıkla beklerdim. Güneş battığında dışarı çıkar, sadece bana ait olduğunu düşündüğüm o küçük alana giderdim sanki dünya o küçük köşemde sadece bana aitti. Gökyüzüne bakar, o parlak yıldızı bulana kadar onu beklerdim. Ve bulduğumda, dünya sessizleşirdi. Saatlerce ona bakar, içimden dilekler tutar, her ışığını bir umut sayardım.
O yıldız benim için sadece bir gök cismi değildi; küçük bir çocuğun sığınağı, en güvenli dostu, sessiz kurtarıcısıydı. Kendimce bir isim vermiştim “şans yıldızım” derdim ona. Hatta bazen hayal eder, onun bir insana dönüştüğünü düşünürdüm. Karanlıkta üzüldüğüm her şeye ışığından bir parça verip beni iyileştirdiğini hayal ederdim. O ışık ne zaman gözlerime değse, kalbim biraz daha hafiflerdi.
Yıllar geçti, ben büyüdüm. Ama hala korkularım, üzüntülerim, sessiz gecelerim var… Büyüdüm ve bir gün fark ettim ki, o küçükken hayalini kurduğum yıldız gerçekten bir insana dönüşmüş. Bir ses, bir gülüş olmuş. Ve ben, tıpkı o çocuk halimdeki gibi, onun varlığında yeniden huzur bulur olmuşum.
Şimdi anlıyorum belki de bazı yıldızlar, yalnızca gökyüzünde parlamaz. Bazıları, bir insan kılığında kalbimize doğar. Ve ben, anladım ki kendi gökyüzümdeki o parlayan yıldızıma kavuştum…