Efsanelere göre kokina, kış tanrıçasının en büyük sırrıdır. Kış tanrıçası insanların soğukta üşüdüğünü, kardan dolayı tarlasını ekemediğini, buzla kaplı yollar yüzünden sevdiklerine kavuşamadığını gördükçe içi titrermiş. Bu üzüntü gözlerinden yaş yerine kırmızı kristaller dökermiş. Karların üzerine düşen her gözyaşı toprağın sıcaklığıyla birleşir ve kırmızı bir meyveye dönüşürmüş. Böylece kokina, kışın acımasız yüzüne inat açan bir teselliymiş. Bir kırmızı meyve, bir teselli. Bir yeşil yaprak, bir sabır. Bu yüzden kokinanın kırmızısı tanrıçanın merhameti, insanlığın kırılganlığı, kışın ortasında bile filizlenen yaşamın sembolü sayılırmış.

Roma mitolojisinde, yeni yılın bereketle gelmesi için evlerin kapılarına kokina benzeri dikenli bitkiler asılırmış. Kırmızı meyveler eve mutluluk, sevinç ve aşkı çağırırken, dikenli yapraklar eve gelebilecek tüm kötülükleri uzak tutarmış. Evin enerjisini korur, yuvanın huzurunu saklarmış.
Anadolu’nun eski halk öykülerinde ise kokina “birlikteliğin sınavı” olarak anlatılır: aşıklar, yılbaşında birbirlerine kokina verirmiş. Eğer kokina yıl boyunca taze kalırsa, aşkları da aynı tazelikle sürermiş. Eğer meyveleri dökülürse, ilişkinin sabrı da tükenmiş sayılırmış. Böyle bir efsaneye inanıp inanmamak sana kalmış…
Bazı efsanelerde kokina bir “birliktelik bitkisi” olarak anılır. Birine kokina hediye etmek, kelimelere dökülemeyen bir duygunun kırmızı halidir: “Yanımda kal. Bu yıl da, gelecek yıllarda da…” Kısacası kokina mitolojisinde bile yalnızca bir bitki değil; sevgiyi, korumayı, bereketi taşıyan kırmızı bir dua gibidir.