Kış, bazen insan yüreğine çöreklenen bir hüzün gibidir… Gökyüzünün ağır gri tonları, sokaklara savrulan keskin rüzgar, dalların çıplak kabullenişi… Hepsi, sanki hayatın bir süreliğine nefesini tutmuş halidir. Kış kelimesi bile insanın içinde sessizce yankılanırken, dünya sanki karanlık bir battaniyenin altında uykuya dalmış gibidir.

Ama tam bu kasvetli dönemde, herkes soğuğa alışmaya çalışırken, doğa birden şaşırtır seni.
Bir köşede, bir tezgahta, bir kapı önünde… Ve işte tam bu derin sessizliğin ortasında belirir kokina. Kışın soğukluğunun tam ortasında bir sıcaklık parçası… O kıpkırmızı meyveler yok mu… İçine baktığında sanki bir kalp atışı duyarsın. Kışın karanlığına meydan okuyan küçük kırmızı toplar, “Soğuk beni durduramaz” diyen küçük güneşler gibidir.

Yeşil yaprakları ise ince, sert ve dikenlidir; ama tam bu yüzden anlamı daha da derindir. Çünkü kokina, bize şunu hatırlatır: Yaşam bazen dikenli, bazen soğuk, bazen acıtır… ama yine de içimizde bir yerlerde kırmızı bir umut hep saklıdır. Kokina bir bitki değil, bir sezgi gibidir. Bir çiçek değil, bir direniş dersidir. Bir yılbaşı süslemesi değil, insanın kalbinde sakladığı küçük bir yeniden başlama niyetidir. Kokina çiçeği; bir nostalji, bir hatırlayış, bir sığınak gibidir. Evlerin içine girer, masalara konur, sevdiklere hediye edilir. Eline aldığında kırmızı meyveler hafifçe ışıltı verir, yeşil yapraklar avucuna soğuk bir sabır dokundurur.