Bir zamanlar yıldızlar, gökyüzünde sadece ışık saçmazmış… Her birinin bir ruhu, bir kalbi, bir hikâyesi varmış. Bazıları geceleri sadece ışık vermez, yeryüzündeki bir kalbin ağlayışını duyar, bir çocuğun dileğini tutar, bir âşığın sessiz dualarına kulak verirmiş. Ancak bir gece, yıldızların en parlak olanı, gökyüzünden yere düşmek istemiş. “İnsanlara daha yakın olmalıyım,” demiş, “kalpleriyle arama bu kadar mesafe girmemeli.” Diğer yıldızlar korkmuş, “Yeryüzü soğuk ve karanlık olabilir,” demişler. Ama o yıldız dinlememiş. Bir dilek zamanı, bir çocuğun “Dünya biraz daha güzel olsa…” fısıltısıyla birlikte yola koyulmuş. Yavaşça düş- müş yeryüzüne, bir dağın yamacına… Toprak onu kabul etmiş, sevgiyle sarmış. Ve sabah olduğunda orada bir çiçek açmış: Kat kat yapraklı, ışık gibi parlayan, göz kamaştıran bir çiçek… O günden sonra bu çiçeğe “Yıldız çiçeği” demişler. Çünkü o, gökten düşen bir yıldızın sevgiyle toprağa karışmasıymış.Ve hâlâ bir yıldız çiçeğine bakarsan, belki içinde o dileği duyabilirsin:“Dünya biraz daha güzel olsun.”